MİNAREYE SES CİHAZI BAĞLAMAK GÜNAH MI DEĞİL Mİ?

SEÇME KÖŞE YAZILARI
178 Defa Okundu
.
Çok değil bundan elli yıl önce birçok köyde imamlar maaş almıyordu. Köylülerin ‘yıllık’ adını verdikleri bir kile buğday ile idare oluyordu imamlar. Kimin ne hak getirdiğinin de çok hesabı tutulmuyordu. Köy berberi de ‘yıllık’ alarak bütün köyü traş ediyordu. Köy korucusu da ‘yıllık’ ile idare ediyordu. Herkes hayatından memnundu. Ha unutmadan imam ile korucu her gün camideki köy odasına getirilen üç öğün yemekten yiyerek, karınlarını doyuruyorlardı. O sofrada köye gelen misafirlerde oturuyordu.
İslamiyet’in temel felsefesine dayanarak, imamlar para ile namaz kıldırmıyorlardı. Şimdiki zamane içinde imamlar, maaş alarak ibadet ettiriyorlar. Yanı yivi, mevlitler var. Cenazeler var. Sünnetler düğünleri, hatim cemiyetleri… Yedisi, kırk hayrı, elli ikisi… Yeni yeni birçok para kapısı. Başrollerde hep para.
Şimdiki imamlar, aylık on bin liralık geliri olan camilere atanmak için çeşitli ‘Dallas’ oyunları yapıyorlar. Bakın imam düşmanı filan değilim. Bayramiç’te cenaze için kavga eden imamları ben kapıştırmadım. Ben gördüklerimi yazıyorum.
On yaşlarındayım. Keçi çobanıyım. Köyü yüksekten gören “tepecik” adını verdiğimiz tarlanın içindeyim. Minareden bir sala yükseldi. Oturup dinledim. Çocuk olarak ölümden, ölü görmekten korkuyorum. Köy evlerinin avlularına vurulan kara kazanlar, kaynayan sular… Çullarla kilimlerle gizlenen ölü yıkama yerleri… Teneşirde yatan ölü… Ağlayanlar feryat edenler, dini ritüeller… Beni hep korkuya iten görüntülerdi. Anlamsız, İnsanı korkutan mezar ve mezarlık hikâyeleri. Gömülen kişiye imamın talkın verme hikâyeleri… Şu bu… Korku dağları…
Sala bitti. Bilmediğim bir ses ölenin ismini bağırdı. Köyümüzde yıllarca, sadece evlerden getirilen üç öğün yemek yiyerek imamlık yapan “Molla Osman Hoca” ölmüştü. Orta boylu aksakallı değişmeyen paltosu ve sarığıyla aklımda kalan hocamız ölmüştü. Babamın ve bütün köyün saygı duyduğu bu âlim insan, ayrılmıştı bu âlemden. 
Babam evimize bir masa saati almıştı. Kurmalı bir masa saatiydi bu. En sevdiğim yeri ise saatin saniye yerinde bir tavuk vardı. Her saniyede yem yer gibi başını indirip kaldırıyordu. Saat tik tak tik tak çalışırken, sinema seyreder gibi bu tavuğu seyrederdim. Bir gün saat yok oldu. Anlayamadım ne olduğunu. Sordum “bizim saat nereye gitti?” diye. Babam:
“Oğlum Ramazan başlıyor. Oruç tutma saatlerini, sahur ve iftar vakitlerini doğru bir şekilde uygulamak için saati Molla Osman’a verdim”
Köyde birçok kişide saat bile yoktu. Olanların saatleri de kıymetliydi. Köyün imamlığını yapan koskoca Molla Osman’ın saati bile yoktu. Bizim masa saati, otuz kırk gün Molla Osman’da kaldı. Ben tavuğun yem yiyişini unuttum gitti.
Molla Osman, paltosunun cebinde taşımış masa saatini. 
Allah rahmet eylesin.
*
Köy camileri, gösterişi olmayan çatısı kiremitli, ahşap işçilikleriyle göz dolduran yerlerdi. Şatafatlı değillerdi ancak kutsilikleri çok fazlaydı. Gökyüzünü delecek gibi uzanan minareleri de yoktu. Ağaçtan yapılmış minareleri vardı. Bazı köylerde caminin dirseğindeki bir ağaca uzatılan merdivenden çıkılıyordu, ağacın tepesine ve ezan okunuyordu. İmam minareye çıkıp, dolana dolana ezan okurdu. Beş vakit minareye çıkıp inerdi imam.
Cami ve minare yapma yarışları başlamadan önce, ses cihazları bağlanmaya başlandı camilerin çatılarına. Minaresi olanlarda şerefeye dört hoparlörler bağlayıp, imamları minare basamaklarından kurtardılar.
Ancak, bir sorun vardı.
“Ses cihazı haram mı helal mi?”
Helal diyen vardı. Haram diyen vardı. Şeytan işi diyen vardı. Kesin olarak “ses cihazıyla okunan ezanla namaz kılınmaz” diyenler vardı. Köylerde iki değil, üç dört grup oluşmuştu, farklı görüşleri savunan. Farklı düşünceler olsa da, ortada ‘cihaz alınmalı caizdir’ diyenlerle, ‘caiz değil, külliyen günahtır’ diyen iki grup vardı. Köy muhtarları köye salma yaparak, cihaz parası toplamaya çalışırlarken köy meydanlarında “Malazgirt Meydan Savaşları” başlamıştı. Para verenlerle vermeyenler savaşı. Günahtır sevaptır. İlim Çin’de olsa da… Senin Çin’ini de, ilmini de…
Babam cihaz alınsın diyen gruptandı. Bir gün köy meydanında, konu tartışılırken birisi babama saldırınca olan olmuş. Durumu gören amcam, babama saldırana bir yanaşmış. Yer misin yemez misin, adamın pekmezini akıtmış. (Bu arada amcam hafızdı. Kur’an-ı ezbere bilir, çok güzel okurdu.)
Vermeyen vermesin diyerek, gerekli para toplanmış. Camiye ses cihazı alınmış. O günden beri ezan ses cihazıyla okunuyor. Zamanla ses cihazlarının kalitesi de arttı. Şimdilerde ki sorun ses cihazlarının sesinin, köpekleri ulutacak kadar çok kaçılması, farklı bir sorun.(Kimi dangalaklar köpeğin ulumasını ibadet olarak görüyorlar) Küçücük köyün içi, ezan okunurken yıkılıyor. İmama rica etseler de kısmıyor sesini. Allah’ın sesi Vatikan’a kadar gitmeliymiş. Yüksek sesle okunan hiçbir şeyin anlamı olmuyor aslında. Ne türkü şarkı ne kaside ne ilahi. Beş vakit namaza gidenler bile rahatsız sesin şiddetinden. Ve sonrada papazın kızı, imamdan vazgeçiyor. Bu işler şimdilerde çok çok nazik işler. Söz söylemeye gelmiyor. “dinsiz” etiketini yapıştırıyorlar adama. Birçok kişi de ‘dinsiz’ damgasını yememek için sesini çıkarmıyor.
Son otuz yıl içinde köylerde yeni bir yarış başladı. Bin kişilik köylere üç bin kişilik camiler yapılmaya başlandı, din bezirgânları. Camiye yardım teberruları, alınan yüzdelik paylar… Doğal olarak minarelerde yapıldı, hem de altı hoparlörleri olan. Hala köylerin çoğunda tuvaletler çok iyi değil, kimisinde tuvalette yok.
Özünde “bir lokma bir hırka” olan, israfa gereksiz harcamaya olumlu bakmayan İslamiyet’in bu gidişatına, nedense kimse ses etmiyor.
En sonunda 350 kişiye bir cami, 65 bin kişiye bir hastanenin olduğu ülke konumuna geldik. Hala kimileri camiye yardım diye gezinirken, hastaneye okula yardım diye didinen bir kişi göremezsiniz.
Temiz olan her yerde namaz kılınabilirken, her yerde ameliyat yapılamıyor maalesef. Sıra beklerken kuyrukta ölenlerin ölümü kader oluyor. Hala cami yapılmasını destekleyenler, mescit oluşturmanın felsefesinden çıkalı çok oldular. Hiç kimse çocuklarının geleceğine yatırım için parmağını oynatmıyor.
Artık birde İslamiyet’i bel altına indirenler var. Yanmaz kefen satanlar da işin başka boyutu. Kimilerinin kapitalist İslam dediği bir kavram var bugün. Doğal olarak ta kapitalist Müslümanlar var.
Kendisini İslam konusunda yetili sanan birçok cüppeli ve sakallı, bel altı fetvalarıyla kadın erkek ilişkilerine getirdikleri akıl almaz fetvalarla toz duman ediyorlar akılları. Küçük çocukların evlendirilmesi, daha neler neler…
70’li 80’li yıllardaki imam hatiplerdeki samimiyet yok artık. Din adamlarına saygıda bitti böylece.
Allah Müslüman geçinen, Müslüman olmayanları ıslah etsin.
Şuayip ODABAŞI
25.12.2018/Kepez/ÇANAKKALE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir