NE ACILARA ŞAHİT ETTİN BİZİ DÜNYA

GENEL YAŞAM
690 Defa Okundu

.

Küçücük bir çocukken en çok sevdiğim şey, babaannemin toprak evinin hayatında, başımı onun dizlerine koyup şefkat ve iyilik kokan elleri ile saçlarımı okşarken, bana anlattığı hikayeleri dinlemekti. İnsanı var eden yaşayan bir bedene sahip olması değildir. İnsan belli bir yaştan sonra kendisini var eden şeyleri keşfeder (fark eder), ben de beni var eden duyguların, o hikayeler olduğunu anladım.
Balkan harbi yılları idi. Yunan ve Bulgar mezaliminin arşı titrettiği, ruhları eritip, bedenleri ana vatana göçe zorladığı, çaresizliğin, fukaralığın kol gezdiği zamanlardı. Rumeli’den Anadolu’ya göç edişimiz, Yunanlılara ve çetelere karşı halkın verdiği onurlu var olma mücadelesi, savaşın ve zorunlu göçün fukaralık ile birleşip ruhlara kazdığı acılı hikayeler. Bu hikayeler hiçbir zaman hafiflemeyen bir acıyı anlatır. Zamanı geçmez, ruhumda ilk anlatıldığı günkü hislerimle hatırlarım o hikayeleri.
Ben Yerebakanların Fethiye’nin torunu. Rumeli’den Ana vatana cebren göçe zorlanmış, maddi manevi her şeyine el konulmuş Fethiye ninenin. Sarsılmaz imanı ve yetim Türklüğünden başka hiçbir şeyi kalmamış, eski toprak Fethiye ninenin torunu. Babaannem yaşlanıp beli iki büklüm olduğunda bile bahçesine ektiği bostanı ihtiyaç sahiplerine taşıyan, nerede yardıma ihtiyacı olan birileri varsa gidip onlara yardım eden biriydi. 2014 yılında Afrika’ya İlk gidişimle birlikte benim hayatımda babaannemin hayatına benzemeye başladı. Hayatımın seyri değişti. Nerede bir mazlum, bir çaresiz yahut kimsesiz varsa kendimi ona mahcup ve borçlu hissediyordum. Bir şeyler yapma isteği, elimi coğrafyaları ötesinde bizi bekleyenlere uzatma arzusu ile ruhumu, zihnimi, enerjimi ve hayatımı parçalara böldüm. Her gittiğim yerde bir parçam kaldı. Tanzanya, Zanzibar, Bangladeş, Arakan kampları, Afrika Çad ve en son da Suriye. Geçen günlerde Suriye’deydim. Suriye’ye gidip geldikten sonra hayatımda bir şeyler daha değişti, kalbimin bir parçasını da orada bıraktım.
Suriye’ye gittiğimde, köylerde ve kasabalarda dolaşırken, babaannemin anlattığı o acılı hikayeler bir bir vücut buldu zihnimde.  Şarapnel parçaları saplanmış duvarlar, uçaklarla bombalanmış tarlalar, bahçeler, mermi saplanmış ağaçlar. Orada kalan, vatanı ve toprakları için ölmeyi göze alan, temel gıdalardan, barınmadan ve ısınmadan yoksun insanları ziyaret ederken babaannemin ve Balkan göçmenlerinin o acılı yolculuğu eşlik etti bana. Aynı yeryüzünde benzer kaderleri yaşıyorduk.
Topraklarını bırakıp başka ülkelere göç etmek zorunda kalanlar da, vatanlarında yaşamak zorunda kalanlar için de hayat çok zordu. Vatanlarını terk edenlerin hayatlarına Türkiye’de şahit olmuştum ama geçen hafta sonu vatanlarında yaşamaya çalışanların hayatlarına kendi köylerinde ve kasabalarında şahit oldum, bombaların altında hem savaş hem yokluk hem açlık ve kış ile birlikte gelen soğuk ve yağmurlu hava ile mücadele etmek zorundalar. Onlar yağan yağmuru ve karı pencere arkasında, kaloriferin konforunda, ellerinde mis kokulu çayından yudumlayarak izleyemiyor.
Topraklarında yaşam mücadelesi verenlere canları pahasına oraları terk etmeyenlere el uzatmak gerektiğini düşünüyorum. Oraya gittiğimde gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarım çok başkaydı. Nasıl burada onlar aleyhine propaganda yapıyorlarsa orada da bizim aleyhimize propaganda yapıyor düşmanlar. Düşmanın kim olduğu belli değil, köyünüze kimin saldıracağı belli değil, kiminle savaştığınızı bilmeden savaşmak çok daha zor.
Onların düşmanı da bir değil tek değil, büyük devletler ve onların kıyamet silahları, büyük devletlerin desteklediği taşeron çeteler, isminde birçok harf olan kimden ihale alırsa onun adına masumları öldüren sözde özgürlük savaşçısı çeteler. Halk kime, hangi ülkeye, hangi çeteye karşı mücadele vereceğini şaşırmış ama olan masum çocuklara oluyor. Çocukların ayaklarına giyebilecekleri bir kışlık ayakkabıları, minicik vücutlarını ısıtabilecekleri bir montları bile yok. Biz orada bot ve mont dağıtımı yaptık. Düşündüm o üzüm gözlere bakarken. Bizim verdiğimiz bir mont kardan, yağmurdan çok yağan bombaların üşüttüğü minik kalpleri ısıtır mıydı?
Ne acılara şahit ettin bizi Dünya…
Nesrin ÖZKAN AKSOY (Terzialan doğumlu)

HABERİN FOTOĞRAFLARI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ