NİMETLERE TEŞEKKÜR ( ŞÜKRETMEK )

A.BORAN İLE BAŞ BAŞA
47 Defa Okundu

.

Şu hayatta sahip olduğumuz , elde ettiğimiz , faydalandığımız büyük , küçük , az çok ne varsa bunlar Yüce Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetlerdir. Farkında olduğumuz veya olamadığımız öyle değerli nimetler vardır ki , bunların kıymetini ancak kaybettiğimi zaman anlarız. Allah Teala , bize bahşettiği bu nimetlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu hutbemin başında okumuş olduğum ayet-i kerime de şöyle beyan buyuruyor: “Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız , onu sayamazsınız. Allah , gerçekten bağışlayıcıdır, merhametlidir” Nedir bu nimetler?. Hayat , sağlık bir nimettir. Elimiz , ayağımız , gözümüz , kulağımız , aklımız , idrakimiz , yediğimiz içtiğimiz bütün gıdalar , aldığımız her nefes birer nimettir. Hayatı bunlarla sürdürüyor var olmanın yaşamanın değerini bunlarla anlıyoruz.
Tanınmış bir kimsenin , değer verdiğimiz birisinin bize gönderdiği bir hediyeye ne kadar seviniriz. O hediye ye gözümüz gibi bakar onu gördükçe hediye vereni hatırlar , değerli bir armağan olarak daima saklarız. Maddi değeri az bile olsa manevi değerinin çok büyük olduğunu ifade ederiz. Neden?. Çünkü o hediye , onu bize verenin bizi tanıdığı bize değer verdiğini gösteriyor. Aynı şekilde sahip olduğumuz , faydalandığımız bütün nimetler , Cenab-ı Hakkın bizi tanıdığı ve bize değer verdiğini göstermiyor mu?. O bize her an ikram ve lütufta bulunurken , bizim bütün bunları görmezden gelmemiz , düşüncemizden uzak tutmamız uygun mudur?. Hele bu organlarımızı onun razı olmayacağı yanlış yerlerde kullanmamız , insanlıkla , kadirşinaslıkla bağdaşır mı?. Yoksa bu azalarımız çok değersiz basit şeyler mi?.
Şunu da unutmamalıyız ki bütün bu nimetler şükür ister . Bu nimetleri bize lütfeden Rabbimize minnet ve teşekkür gerektirir. Bu da başta Cenab-ı Hakka sarsılmaz bir iman , gönderdiği resulüne ve kitabına derin bir bağlılık , emirlerine itaat , yasaklarından kaçınmakla gerçekleşir. Her tavır ve davranışımızda Rabbimizin rızasını gözetmek , hiç bir an onu aklımızdan çıkarmamak , attığımız her adımda yürüyebilmemizin değerini düşünmek. Konuşmamızın her kelimesinde konuşabilmenin sevincini yaşamak. Gördüğümüz her şeyden ibret alarak , görüyor olmanın mutluluğunu duymak. 
Şükür her türlü nimetin tek sahibinin Allah olduğunu ve yalnızca ondan geldiğinin şuurunda olmak , bunu kalple ve dille ifade etmektir. Şükretmenin zıddı ise Kuran da , nankörlük anlamına gelen küfür terimiyle tanımlanır.
Şükür hem büyük bir ibadettir , hem de insanı azgınlaştırmaktan koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde , zenginleştiğinde yada güçlendiğinde zalimleşmeye , zorbalaşmaya , vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Zenginleşip güzel imkanlara kavuşunca acizliğini unutmaya ve kibirlenmeye başlar. Şükür , işte bu azgınlaşmayı ve kibirlenmeyi engeller.
Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük , çok özel bir nimetin gelmesini yada çok büyük bir problemin çözülmesini bekler. Oysa biraz dikkat edildiğinde , insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı , sağlığı , aklı , şuuru , beş duyusu , nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bu nimetlerin ise her biri ayrı şükür gerektirir. Allah’ı anmasında , tefekküründe eksiklik olan kimseler gaflet içinde oldukları için , bu nimetlerin değerini onlara sahipken bilmez , bunların şükrünü yapmaz , ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerini anlarlar.