UMRE DE…HUZUR DA…

SEÇME KÖŞE YAZILARI
122 Defa Okundu

.

Kalbinizden geçiyorsa gidin. Allah’la buluşmaya gidin
Umre’ye gitmenin 1 iyi yanı, 1 kötü yanı var.
İyi yanı, hep gitmek istiyorsun.
Kötü yanı, gitmediğin zaman kıvranıyorsun!!!
Gittiğinde o tarifsiz huzuru, damardan almış oluyorsun, e sonra tekrar gidemezsen, o mutluluğu, o kendine dönüşü ve iç yolculuğu özlüyorsun.
Hatta, “Benim burada ne işim var, orada olmam lazım!” diye suçluluk duyuyorsun.
“Kutsal topraklar”, insanda fena halde bağımlılık yapıyor.
Gerçekten öyle.

BEN RESMEN CENNETE DÜŞTÜM!
Dikkat edin Umre’ye gidenler…
“Anlatılmaz yaşanır!” gibi laflar ederler.
Doğru.
Gitmeyene tarif etmek zor.
Aşk gibi.
Hadi, aşkı da yaşamaya anlat!
Ne kadar “eşsiz” olduğunu anlatmak için debelenip durursun.
Bir yaşasa, anlayacak oysa!
Damdan düşmüşün halinden ancak damdan düşen anlıyor.
Ben de işte Kutsal Topraklar’da bir yerlerden cennete düştüm.
Ama yanlış anlaşılmasın 4 günlüğüne…
Sonra geri buraya döndüm.
Dünyaya, eski dünyama…
Ve bütün bir yıl yeniden gitmek için fırsat kolladım.

KUTSAL TOPRAKLARLA İMTİHANIM
Hayır, sadece sizi değil…
Kutsal Topraklar’la ilişkim beni de şaşırtıyor.
Kendiliğinden, öylesine, geçen sene gidiverdim.
İş-miş niyetine de değil.
Kimse gazetede böyle bir deneyim yazmamı istemedi.
Benim Kutsal Topraklar’la imtihanım kimseyi ilgilendirmedi.
Ama bir şey dürttü beni.
Ya da çağırdı.
“Oraya çağrılmadan gidilmez” diyorlar, ben böyle büyük laflar edemem, bilmiyorum çağırıldım mı, merak duygum mu beni oraya sürükledi…
Ama gittim.
Ve Allah sizi inandırsın orada bulunduğum 4 gün boyunca beynimden vurulmuşa döndüm…

BENİM İÇİN YENİ BİR DUYGU: TESLİMİYET
O neydi ya…
Aklım uçtu gitti.
Aklımdan çok kalbim devredeydi.
Düşüncelerimden çok duygularım.
Ne kadar mutlu oldum anlatamam.
En en acayibi de…
Ben orada yeni bir duyguyla tanıştım:

Teslimiyet.
Orada milyonlarca insan gibi ben de teslim oldum, akışa, kalabalığa, muhteşem enerjiye ve Allah’a…
Zaman durdu.
Hayat da.
Orada, o anda, normal hayatımdaki bütün gündelik koşturma saçma geldi; ben, kendi hayatıma yukarıda bakabildim, kuş bakışı…
Ve her şeyi geride bıraktım.
Ömer sonradan biraz sinir olduğunu itiraf etti, ne zaman beni arasa,“Namaza gidiyorum”diyormuşum.
Arkadaşlar! Burada bir duralım, ben 46 yıllık hayatım boyunca namaz filan kılmadım, e birden bire sarınca insanlara tuhaf geldi.
Haliyle ona da geldi.
Ama bana, sanki bin yıldır namaz kılıyormuşum gibi geldi.

HERKES “BİR”Dİ, HERKES “HİÇ”Tİ
Diyeceğim orada Ömer de yoktu, Alya da…
Ki onlar hayatta en sevdiğim varlıklar.
Ama bir vardım ve ben “ana kanal”a bağlandım.
Orada, sanki yukarıya daha yakın oluyorsun.
Size yalan söyleyecek halim yok, öyle hissediyordum.
En çok da Medine’deki Ravza Camii’nde ve Mekke’deki Kabe’nin önünde binlerce insanla namaz kılarken kendimden geçtim…
Dünyanın en şahane şeyiydi benim için.
Binlerce insanla aynı anda aynı şeyi yapmak muazzam geldi bana.
“Bir” olduk, hep birlikte.
İçimizdeki sevgi birleşti kocamaaan oldu.
Zengin, fakir yoktu, eğitimli, eğitilmemiş yoktu, siyah, beyaz yoktu, ırk, dil ayrımı yoktu…
Herkes gerçekten “bir”di.
Ve herkes “hiç”ti.
Ve bunun farkındaydı.

DİN KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLMİŞ!
Ve ben kendimi çok kızdım daha önce nasıl gitmedim diye…
Niye bu kadar ön yargılıydım diye.
“Benim orada işim yok!” zannediyordum.
Ben yarım Müslümanım, uyduruk Müslümanım zannediyordum.
Hakkım yokmuş gibi sanki oraya adım atmaya.
Beni almazlarmış gibi.
O kültürden ben nasibimi almadım gibi.
Din, başkalarının tekelinde gibi.
Oysa, hiç de öyle değilmiş!
Öyle olmadığını gördüm.
Orası herkese açık.
Hepimize…

MÜSLÜMANLIK ŞEKİLDE DEĞİL, KALPTE
Kendini Müslüman kabul eden ve Allah aşkını kalbini hisseden herkes Müslüman.
Müslümanlık şekilde değil, kalpte…
Geri kalan her şey teferruat.
Ne giydiğinin, ne de taktığının önemi var.
Kısacası din ve Kabe kimsenin tekelinde değil.
Orası Suuidi’lerin de değil, dinci geçinenlerin de değil… Zaten kimin gerçekten inançlı olup olmadığı da öyle aldığın eğitimlere, kalıplara bağlı değil…
Anlayacağınız ben Kutsal Topraklar’da olduğum o 4 günü içselleştirdim.
Ama tabii Selman Hoca’nın da etkisi büyük.
Hafız Selman Okumuş’un bizim yanımızda olması ve bizi aydınlatması bir şanstı.
Ondan katman katman din tarihi ve kültürü dinledik.

KALBİNİZDEN GEÇİYORSA GİDİN ALLAH’LA BULUŞMAYA GİDİN    
Geçen sene 4 günlük Umre’den o kadar etkilendim ki…
Dilime vurdu…
Durmadan anlattım.
Kutsal Toprakların benim tanıtımıma ihtiyacı yok ama gelin de beni durdurun…
4 gün boşluğu olan herkese, “Niye Kutsal Topraklara gitmeyi düşünmüyorsun?” demeye başladım.
Ve gerekçesini anlattım.
Bize oraları farklı aktarılmış.
O kadar heyecanla anlattım ki, bazıları, “Ya sen burayı, hafta sonu Roma’ya gitmek gibi anlatıyorsun!” dedi.
“E ne var!” dedim.
Roma’ya gidince oluyor, Mekke’ye gidince mi olmuyor!
Ama sonuçta ne oldu?
Pek çok insanın gitmesine vesile oldum.
Bundan da gurur duyuyorum.
Hala aynı şeyi söylüyorum, “Kalbinizden geçiyorsa gidin… Allah’la buluşmaya gidin!”
Ve kendi tecrübenizi yaşayın.
Beni benim gibi hissedeceksiniz, belki Ayşe saçmalıyor diyeceksiniz.
Ne kaybedersiniz…
Ve bir yıl geçti…

2. KEZ GİTTİĞİMDE AYNI ŞEYLERİ HİSSEDECEK MİYİM?
Ama nasıl geçti???
“Bir daha ne zaman, ne zaman?” diyerek…
“Acaba ikinci kez gittiğimde benzer şeyler hissedecek miyim?”diye merak ederek…
Kıvranarak…
Özleyerek…
Sonra bir gün seccademi çıkarttım.
O, benim uçan halım.
Bir güzel şampuanla sildim.
Hazırladım.
Bin yıldır bizim evimizin düzenini sağlayan Leman bana bana bir kulaklık almıştı, seccademin kenarına dikiliyorum, kulaklığımı takıyorum, onunla namazı daha kolay kılabiliyorum.
Kulağımdaki güzel sesli kişi, ne yapmam gerektiğini söylüyor.
Bir de remote kontrolü var, her yerde Kıble’yi bulabiliyorum.
Şampuan kokulu seccademle kendi içime dönüyorum ve namazımı kılıyorum.

KABE HASRETİMİ ENGELLEYEMİYORUM
Sonra, nasıl olduysa, bir anda, hiç hesapta yokken Selman Hoca’yı aradım ve şöyle dedim:
“Hocam yine Umre’ye gitmek istiyorum. İçimden yükseliyor. Kabe hasretimi engelleyemiyorum. Şu şu tarihlerde giden bir grup var mı?”
Varmış…
Ve inanır mısınız 24 kişi kayıt yaptırmış…
Ama son anda herkesin bir işi çıkıyor.
Biz hoca dahil 4 kişi kalakaldık…
Ama yine de gittik.
Güle oynaya…
En mutlu halimizle…
“Bekle bizi Kutsal Topraklar yine geliyoruz!” diyerek…

KENDİ RUHUMA HEDİYEMDİ UMRE
Ben de İstanbul’da yaşayan pek çok insan gibi, oradan oraya koşturup duruyorum.
Sizden farkım yok, bir an bile duracak vaktim yok, nefessiz yaşamak ve her şeye ve herkese yetişmek durumundayım.
Umre, benim kendi ruhuma hediyemdi.
Bir durmaktı.
Soluklanmaktı.
İç yolculuktu.
Teslim olmaktı.
Şükretmekti.
Ölümlü olduğunu hatırlamaktı.
Ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz çünkü hepimiz.
Orası bize ayna tutuyorum.
Unutmaya çalıştığımız şeyleri hatırlatıyor.
Bir kendine getiriyor, sarsıyor.
Öyle bir haldeyim ki, duamı bile acele eder oldum.
Akşamları, “Allah’ım sana şükürler olsun!” der demez uyur oldu.
İşte ben belki de, kendimle konuşmak istedim, yukarıya daha özenli bir şekilde şükretmek istedim, daha güzel dua edebilmek istedim, duamın hakkını verebilmek istedim…
Allah’la baş başa olabilmek istedim.
Tekrar sıfırlanmak, temizlenmek, arınmak istedim.
Ve uçağa bindiiiiiim…

Gazeteci Yazar Ayşe ARMAN’ın kaleminden…
Devamı bir sonraki yazıya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
22 + 23 =