UNUTMAMAK , UNUTULMAMAK

A.BORAN İLE BAŞ BAŞA
100 Defa Okundu

.

Dün bir yılın olumlu olumsuz tüm anlarını bitirip , halk dilinde “yeni yıla” taşınma hazırlıkları yapılıyordu. Kimisi kuruyemiş , içecek , meşrubat alırken ,  kimisi de misafirler gelir diye yemeklik alma telaşında. Bu telaşlar her özel günlerimizde olağandır. Neden mi?. Türk’ün töresinde ikram , ibadet gibi unsurdur.
Yeni yıl deniyor ya , günler mevsimsel özellikleri ile gelip geçerler. Güzel bir söz vardır ve doğru olan bir söz “Güneş her sabah yeniden doğar, her sabah taze bir başlangıçtır” diye. Demek ki günler devamlı kendini yeniliyor yani her gün tazedir. Çünkü taze ümitler , taze gerçekler için.
Şurası muhakkak ki , doğan her canlı muhakkak ölecektir. Güneş her sabah doğacaktır ve görevini tamamladıktan sonra batacaktır. Bu Cenab-ı Allah’ımızın kudretinin var etme ve yok etme gücünün bir parçasıdır. Zaten hayat ta , bu manzumeler toplamının akışıdır. Her sene canlıların yaşının bir üste geçişi değil mi , öyleyse herkes bir yaş daha büyüyor. Doğrusu ben hayli yıl gördüğümden , yaş yetmişiki oldu. Pek aynalara bakamaz olduk. Çünkü artık değişme evresini geçirdik , ak saçlı dede oluverdik. Kalbim daha ritimli işliyor , gözlerim kocamakta , saçlarım sarışındı , kar yağmış ev çatıları gibi oluverdi.
Hayatı hem yaşıyor hem de okuyoruz. Okumaktan ne mi anlıyoruz. Toprak ölüme doymaz , oraya gidenler , hesabını verebilenler rahattırlar. Çünkü oraya gitmeden hazırlığını yapmışsan tabi ki. Hazırlık valizlerle olmaz ki. Ben derim ki , git kendine kese diktir , gideceğin yerde ne geçiyorsa onu biriktir. Hiç gördünüz mü mezarlıkta tabuttan kefeni ile alınan cenaze gömüldükten sonra yanına mal , mülk , para konan var mı?. Doğan her canlının öleceğini biliriz de , kendimizin öleceği pek aklımıza gelmez ama ölüm muhakkaktır. Bunları hatırladığımız her canlının harçlığıdır.
Dünyanın en huzursuz insanları , gönlünde haset , kin , riya ve gıybet olanlarıdır. İki zamanı beraber yaşamak , bir zamanı ziyan etmektir. İnsanoğlunun yaşarken yönü dönmemişse , MEVLA’ya musallada , “iyi bilirdik” desek ne yazar. Öyleyse , istiyorsak Hakka varmayı , meslek edinelim gönül almayı. İnsan dilinin esiri yada kahramanıdır.
Bilgi sahibi olmadan , fikir sahibi olamayız. Okumanın yaşı sınırı yoktur. Çok okumak , akıl ve sabır hazinemizin rekoltesini yükseltir. Sabır ve kanaat , kazanmanın anahtarıdır. Bazıları sabır ve teslimiyet zanneder, oysa sabır en güzel mücadele şeklidir.
Şunu da unutmayalım ki , çok okumuş bilgi sahibi olmuş kişiler , bunları paylaşmıyor , konuşmuyor , karışmıyor ve hayatla yarışmıyorlar sa ,kitap taşıyan eşekten farkları olmaz. Peki şimdi anlaşıldı mı , konuşmanın fazileti. Nereden geldiğimizi unutmayalım ki nereye döneceğimizi de unutmamış olalım. 
Hayatın dikenli , taşlı yollar olduğunu bilirsiniz. İyi gönüldaş , iyi ayaktaş ve gerçek gönül dostları edinmeliyiz. Çünkü yufka yüreklilerle , çetin yollar aşılmaz. Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi , denizleri , akarsuları , kırları , ağaçları , çiçekleri , kuşları göremiyoruz ama sevgiyi görüyoruz diyor özürlü kardeşlerimiz. Evet onlar bakar körlerden değildir. Yüce yaratan onlara gönüllerinden görebilmeyi “Gönülden gönüle yol vardır gizli gizli” sözlerindeki manayı ifade eden kabiliyetler nasip etmiştir.
Öyleyse , birbirimizi severek ömrümüzü idame etmeliyiz. Çünkü denizin dibini taş atarak bulamayız. Bir de ne söylediklerimize değil de , nerede konuşup , nerede susacağımızı iyi öğrenmeliyiz. Zira , her duyduğumuzu söylemek , hata olarak kırıcı olarak ve günah olarak insana yeter.  Samimiyetsizlik hayata karşı gelmektir , kalbe karşı gelmektir. 
Tv de bir belgesel izlerken , dişi bir Arslan Anguz sürüsüne daldı. Hayvanlar korku ile ölmemek için kaçarken , yeni doğum yapan bir ana Anguz , yavrusunu yalarken denk geldi. İnanın ki insanlara büyük bir ders verdi. Rol icabı yapmacık değildi.  Anguz anasının yüreği yanarak yavrusunu terk ederek sürüye katılarak kurtulmak zorunda kalmasıyla , saldırgan Arslan , Anguz yavrusu buzağının yanına geldi. Doğum sonrası , yavruların üzerinde bulunan doğum zarı ve akıntıları yalamaya başladı. Hem yalıyor hem de etrafını süzüyordu. O esnada kahvehane de belgeseli izleyen on beş arkadaş olarak yorumumuz , daha dünyaya merhaba diyecek olan Anguz buzağısının , saldırgan dişi Arslan tarafından  nasıl iştah ile yenilişini göreceğimiz aklımıza geliyor , merhamet duygularımızla acıyorduk. O esnada ara sıra etrafına bakan dişi Arslan , etraftan gelen tehlikeleri önleyerek koşturduğunu görmeye başladık.  Bu olacak bir şey değildi. Amaaa… Onu o masumu yememesini emreden yüce Allah insanlık alemine büyük bir vaaz olarak kudretini göstermiş oldu ki , şaşırdık hepimiz ve sevindik. Yaratan Allah korur , gözetir dedik.  Daha sonra bulundukları yöne yönelen ve tekrar oradan geçen Anguz sürüsünde onun anası da vardı ve adeta yalvarıyordu avcıya , yavrumu bağışla bana diye. Bunu fark eden Arslan , yavrusunu anasına bırakarak oradan ayrıldı.
İşte bu hareketler manzumesi , canlılara hele insanoğluna verilebilecek en büyük vaaz yani ders idi. Her gün yavrularını sokağa terk eden , Cami avlularına bırakarak gayrimeşru hayata özenen anneleri okuyoruz. Demek ki , doğurmak ana olmak için yetmiyor. Vicdanlı , irfanlı ve ana gibi ana olmak gerekiyor. Hz. Mevlana hazretleri ne diyor “Dost edinmeye bak , düşmanı anan da doğurur” Dikkat edin , ağacın kurdu da içinde olur. 
Yeni sene de , Allah’tan isteğim , insanların birbirlerini sevmesi , ayrıştırıcı söylemleri terk etmesi , eşini , işini sevmesi , hele hele kadına şiddet gösterilmemesi , öldürülmemesi ve Hattab’ın oğlu Ömer’ul Faruk Hazretlerinin uyguladığı ADALET ‘in bütün dünyanın hayat damarı olduğu unutulmamasıdır.
Sevgi , Çiçek , Saygı , Bayrak olarak kabul edilmeli ki , çiçekler solmasın , renkler eksilmesin ve Bayrak dalgalansın  yurdumuzun üstünde ki , özgür olduğumuz dünyaya ilan olsun. Gönüller almayı , gönül vermeyi düstur edinmeliyiz. Çünkü gönüllerin başaramayacağı hiç bir zorluk olmaz. Hayat yaşamaya değer bir zaman dilimidir ve şeref ile bitirilmesi gereken en büyük görev hayattır. Günlük menfaatler , geçici makamlar için el – etek öpmeye değmez. 
Eh… yazmakla anlatmakla bitmez ki ne diyeyim bilmem anlatabildim mi?…Selamlar , sevgi ve saygılarımla…
Ocak 2020